23 Temmuz 2007 Pazartesi

Sanat Üzerine


Bugün sanatçı bir arkadaşımla uzunca bir süre sohbet ettik. Tam 12 dakika, dile kolay. Şaka şaka. Söz dönüp dolaşıp aylardır tam olarak sindiremediğim ve kafamı kurcalayan sorulara geldi. Yıllardır yakınımda olan bir insandan bu soruların cevabını edinebileceğimi düşünmemiştim. Adını koymadığım huzursuzluklarımın bir bir farkına vardım. Sizi de vardıracağım sayın okur, şimdi sıkı surun.

Kurcalanmamın başlangıcı uzun yıllar öncesine dayanır, fakat çocukluğuma burada inmenin anlamı yok. Poe'nun bir makalesi ile başlayan sürece değinelim başlangıç olarak. Poe şiirlerini nasıl yazdığını anlatıyor "Yazmanın Felsefesi" isimli makalesinde. Evet, kara cahil de olsam ben de kitap okuyorum bazen. Şiirlerini nasıl yazdığını aşağı yukarı şöyle ifade ediyor. Önce vermek istediği "etki" ye karar veriyor. Akabinde bu etkiyi en iyi verecek sesi yakalıyor. Sonra bu sesi en iyi verecek kelimeyi düşünüyor. Bir kelimede karar verdikten sonra, etkiyi yaymak ve vurgulamak istediği frekanslara göre kelimeyi yerleştiriyor ve etrafını etki bütünlüğünü bozmayacak şekilde dolduruyor. Ya da en azından makaleden ben bunu anlayabildim. Neyse, benim neyi nasıl algıladığımı bir tarafa bırakalım. Gerçi bu yazıyı ben yazıyorsam benim neyi nasıl algıladığımı önemsemek durumundayız, ben yazıyorum yani neticede değil mi? Evet.

Poe'nin yaptığı şeyi oldukça profosyonelce ve fakat kendimce sanatın özüne aykırı bulmuştum. Bu şekilde düşünmemin sebebi de beynimdeki sanat/sanatçı imgesi idi. Sanatçı dediğin, ruh dünyası karmaşık, "umarsız" ve "esrik" insandır. Serseri mizaçlıdır, birşeyler yapar ve bir şekilde bu şey sanat olur. O şeyi yapma safhası ve o şeyin sanat olarak isimlendirilmesi benim için tamamen gizemli ve anlaşılmazdı. Bir şekilde oluyordu. Ama artık aydınlandım sevgili okur. Ve seni de aydınlatacağım.

İçimdeki bulantının sebebini ve çözümünü de buldum bu sayede. Sanatçı anlatmak istediği şeyi kendi enstrumanı ile anlatıyor. Müzisyen müzik aletleri ile ve kompozisyonu ile, ressam tercih ettiği malzemeler ile, şair kelimelerle ve seslerle. İnsanın hissettiği ama kolaylıkla paylaşamayacağı duyumlar var şu hayatta. İşte sanatçı olmayan insan bunları görüyor, belki hissediyor, belki anlatmaya çalışıyor ve belki anlatamadığı için huzursuzluk ve eksiklik hissediyor. Sanatçının işi ise, bu duygularını kendi tercih ettiği enstrumanı ile ifade etmek, tattığı duyguyu diğer insanlara aktarabilmek. Dinlediğimiz müzik parçasında ya da izlediğimiz bir resimde adını koyamadığımız fakat beynimizde/kalbimizde birşeyleri harekete geçiren bir tad yakalıyorsak anlamalıyız ki sanat ile haşırneşir olmaktayız ve sanatçı da duygularını ifade etmeyi başarmıştır karşı karşıya kaldığımız eserde. Tabi bu noktada Serdar Ortaç'ın bir şarkısında çoşan, İsmail YK'nın başka bir eserinde hüzünlenen canparemiz, çıtır kelebeklerimizi kastetmiyoruz ve onların karşı karşıya kaldıkları ürünleri/atıkları da. Peki Mozart ile Serdar'ı ayıran şey nedir? Mozart duyguyu, düşünceyi, insan yaratıcılığını kullanarak ve elindeki imkanları kendini tatmin edecek en yüksek estetik seviyede kullanarak eserler yaratmıştır. İnsanlara katabileceği, aktarabileceği anlamlı birikimleri vardır. Serdar'ın nesi var? Belirli bir kesimin günlük hayatına ışık(!) tutan, belirli, ama çok belirli ritmlerin üzerine kurulmuş duygu selleri, fırtınalar vesaire. Amacım Serdar'a saldırmak değil, sadece sanatı ile yazıma iyi bir örnek teşkil edeceği için ismini kullanıyorum o kadar. Yoksa ünlü birilerinin adını kullanarak ünlü falan olmaya çalışmıyorum, bir de arama motorlarında Serdar'ı arayan çıtır fanları ile kucaklaşmak gibi bir niyetim hiç yok vesselem.

Peki hikayesi yoksa sanatçının, tıkanmış, sanat yapamaz hale mi gelmiştir? Yukarıdaki ifadelere dayanarak anlatacak birşeyi olmayan kişinin sanat değil de laletayn bir üretim yaptığını, zengin ve ünlü olmak için virtüözlüğünü ispatlayama çabaladığını mı düşünmeliyiz? Hayır. Hikayesi olmadığı halde yine de üreten sanatçının ürettiği esere dikkat etmek lazım bu noktada. Adam oturup sadece kendi estetik duygularını tatmin etmek için bir resim yaptı ise, hikayesi yoksa, vermek istediği mesaj yoksa bile, cümlenin başındaki bir kelimeyi kaçırmazsak bunun sanat olduğunu yine anlamış oluyoruz. "kendi estetik duygularını tatmin"... Sanatçı o eseri de yaparken, estetik ve mükemmellik aramakta, en azından kendisini tatmin amacı ile eserine belirli bir mükemmellik vermeye çalışmakta ve bu süreçte kendisini yine duyguları yönlendirmektedir. Duygunun yönlendirdiği şey sanattır, ve o duyguyu sanatın muhatabına iyi aktaran sanatçı iyi sanatçıdır.

Kendisinin nekrofil oluşunu konumuzun tamamen dışına iterek Poe'ya tekrar dönelim. Başlangıçta Poe'nun "profosyonelce ve fakat kendimce sanatın özüne aykırı" bulduğum sanatını daha iyi anlıyorum. Poe'nin üretim sürecindeki hesaplı kitaplı hali profesyonelliğe yorup, bunun sanatının ruhunu kaybettirdiğini düşünmüştüm. Fakat esgeçtiğim noktayı şimdi kıskıvrak yakalayacak olursak göreceğiz ki, bu sürece başlamadan önce Poe'nun elinde "vermek istediği bir etki", "aktarmak istediği bir duygu" vardı okuyucuya. Ve bu duyguyu, hakim olduğu enstruman ile başarı ile aktarmıştır, ve yüz yıldır bu duygu kağıtların üzerine işlenmiş şekilde korunmaktadır. İşte bu adamı da sanatçı yapan budur.

Anlatmak isteyip de kelimelere dökemediğiniz duygularınız varsa sanat yapın. Dilinizde düğümlenenleri ortaya dökmek için sanat yapın. Ruhunuzdaki kusmuğu saçın etrafa, ama kusacaksanız da güzel kusun.

Hiç yorum yok: